Türkçe Dersi




Dokuz Parmaklı Kız


Sonbahar mevsimi kendini göstermiş, havalar soğumaya, ağaçların yaprakları bir renk cümbüşü oluşturup dökülmeye başlamıştı.

Eylül sadece havaların soğuduğu, yaprakların döküldüğü bir ay değildir. Eylül bağların bozulduğu, kış hazırlıklarının yapıldığı, öğretmen ve öğrencilerin heyecanla okulların açılmasını beklediği, kimine göre hüznü kimine göreyse bolluk ve bereketi simgeleyen bir aydır.  Bu ayda okullar da açıldığı için çocuklar için farklı bir anlamı vardır.

Okulların açılmasını dört gözle bekleyenler içinde belki de en heyecanlısı Senem’di. Senem hem ailesinden ilk defa ayrılacak olması hem de yeni insanlar tanıyacağı için içi içine sığmıyordu. Okula başlayacağı için çok ama çok heyecanlıydı. Akşamdan okul formasını hazırlayıp başucuna koydu. Bir türlü uyku tutmadı. Okulun ilk günü nasıl geçecek diye hayaller içinde zorlanarak uykuya daldı.

Senem, sabahın ilk ışıklarının gözlerine vurmasıyla uyandı.  Odasından heyecanla çıkarak annesini uyandırmaya gitti. Annesi “daha çok erken” dedi ama kızının heyecanını anlayarak kalktı. Annesi kahvaltıyı hazırlarken, Senem elini yüzünü yıkadı. Formasını giydi. Annesi küçüklüğünden beri uzun sarı saçlarını özenle tarardı. Şimdi de öyle taradı.  Saçlarını tararken onunla sohbet eder ve sevgi dolu sözler söylerdi.

Annesi onu “sarıçiçeğim, bal böceğim” diye severdi. Bu cümleleri duymak Senem’in çok hoşuna giderdi. Gerçekten de kendini sarıçiçek gibi hisseder, dünyanın bütün güzellikleri önüne serilirdi. Annesi saçlarını ördü ve saçına beyaz kurdelelerini taktı. Senem yeni ayakkabılarını giydi. Aynada kendine hayran hayran baktı. Gerçekten çok güzel olmuştu.

İki katlı, bahçeli, yeşil kapılı evlerinden çiçeklerin arasından her gün oynadığı, dar sokaktan bu sabah okula gitmek için geçiyordu. Minik kalbi adımlarını atarken daha hızlı çarpmaya başladı. Sokakta kendisi gibi ilk defa okula giden arkadaşlarını gördükçe heyecanı daha da arttı. Okula yaklaştıkça kulağına müzik sesleri gelmeye başladı. Heyecanı bir kat daha arttı. Senem bütün çocukların dışarıda sıra olduğunu gördü. Annesinin elini bıraktı onu pembe yanaklarından öptü. Annesi de Senem’in sarı saçlarını kokladı. Yeşil gözlerine sevgiyle baktı. Törenin ardından sınıfa girdiler. Senem, öğretmen masasının hemen önünde bulunan üçüncü sıraya oturdu. Yanına kızıl saçlı mavi gözlü, çilli bir çocuk oturdu.

- Benim adım Metin, dedi. Metin, Senem’e elini uzattı. Senem de ona elini uzattı. Metin’in o anki bakışlarıyla donakaldı. Daha önce ailesinden hiç kimsenin ona eksiliğini hissettirmediği eksik parmağıyla yüzleşti. Metin’in:

- Aaa!Senin sağ elinde dört parmak var, demesiyle bütün heyecanı kaçtı. Okulun bütün büyüsü Senem için o an bozuldu. Senem ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemedi. Herkesin alaycı bakışları arasında gözleri annesini aradı. Önce elini diğer elinin altına sakladı sonra yaşlı gözlerle etrafına bakındı. Tam o sırada kapıda öğretmeni belirdi. Zeynep öğretmen sınıfa girdi. Bütün sınıf için sevgi dolu sözcükler kullandı:

-Ne kadar tatlı görünüyorsunuz, hepiniz bir çiçek gibi açtınız, güneş gibi etrafımı aydınlattınız dedi.

 En ön sıradan başladı. İlk olarak Erva ile tanıştı. Yanında Ayşegül arkada Çetin, Emel, Ali ve sıra Senem’e geldi.  Öğretmen Senem’in yaşlı gözlerine baktı.

-Anneni mi çok özledin? Ben de senin okuldaki annen sayılırım üzülme, diyerek teselli etti. Zeynep öğretmen, diğer öğrencilerle tanıştı. Zil çaldı. İlk ders sona erdi. Çocuklar sevinç çığlıkları ile koşarak bahçeye çıktı. O ilk koşuşmalardan sonra her çocuk bir şeylerle oyun oynamaya başladı.  Metin ve birkaç kişi bahçede beştaş oynuyordu.  Beştaş Senem’in dikkatini çekmişti. Senem de arkadaşları ile büyük bir istekle bu oyunu oynamak istedi.

Senem:

-Ben de sizinle oynayabilir miyim, dedi. Ancak Metin, Senem’i“senin bir parmağın yok!” diyerek oyuna almadı. Diğer çocuklar da bu duruma şaşırmıştı ve hemen Senem’in eline bakmaya çalıştılar. Bazıları Senem’in sağ elinde bir parmağı olmadığını gördü. Ancak Senem hızlı bir şekilde ellerini sakladı. Boynunu bükerek ve koşar adımlarla bahçedeki bir ağacın arkasına saklanıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bu sırada yanına gelen bazı arkadaşları, sol elinde beş parmak sağ elinde dört parmak, diye şarkı söyleyerek Senem ile dalga geçtiler. Senem bu duruma daha çok üzüldü. Ailesi ona bu eksikliğini bugüne kadar hiç hissettirmediği için onlara da içten içe kızmaya başladı. Sağ elini cebine sokup o günden sonra hiç cebinden çıkarmamaya karar verdi.

Sınıfa girince herkes meraklı gözlerle Senem’in eline bakmaya çalışıyordu. Metin sırasından kalktı, Senem’in yanına gitti, Senem’in elini cebinden çıkartıp sınıftakilere:

-Bakın dört parmaklı Senem, diye alay etmeye başladı.

Diğerleri de Metin gibi alay ettiler. Senem de Metin’i iteleyerek yere düşürdü. Metin daha ayağa kalkamadan elini tekrar hızlıca cebine soktu. Büyük hayallerle başlayan okulun ilk günü Senem için hiç iyi gitmiyordu. Okuldan nefret etmeye başlamıştı. Bir an önce evine gitmek istiyordu. Son dersin sonunu zor getirdi.

Zil çalar çalmaz eşyalarını toparlayıp koşarak sınıftan çıktı. Düşünceli bir şekilde evin yolunu tuttu. Düşünceler içinde yürürken bir anda yol kenarındaki parkı fark etti. Bir an durup parkta gördüğü pembe salıncağa binmek istedi. Koşar adımlarla yanına geldiği, pembe salıncağa hemen bindi. Biraz sallanmak ona iyi geldi. Biraz sonra parktaki diğer çocuklar Senem’ in yanına geldiler. Hep birlikte “kutu kutu pense oynamak ister misin”, diyerek Senem’i çağırdılar. Senem buna çok sevindi. Okulda yaşadığı kötü duyguları unutur gibi oldu. Elini uzattı. Elini tutan çocuk sokağın başında iki katlı beyaz eve yeni taşınan ailenin küçük kızı Hatice’ydi. Hatice onun bir parmağının olmadığını fark etti. Senem’in yüzüne baktı. Hızla elini çekti:

- Senin eline ne oldu, dedi. Senem bir an ne yapacağını bilemedi. Bir süre öylece kaldı. Sonra kendine geldi. Etrafındaki çocuklara baktı. Hiçbir şey diyemedi. Parkın yeşil renkli demir kapısına baktı. Koşarak parkın kapısından çıktı. Boş boş etrafına baktı. Gözleri yine dolmuştu. Eve doğru yöneldi. Artık bir an önce eve ulaşmak istiyordu. Koşmaya başladı. Sabah mutluluk içinde çıktığı evden ağlayarak içeri girdi. Hızla odasına girdi ve kendini yatağa attı, ağlamaya devam etti. Durumu fark eden annesi yanına gitti. Annesi “kızım ne oldu”, diye sordu. Senem okulda, yolda gelirken ne yaşadıysa hepsini yaşlı gözlerle anlattı.  Annesi, uzun sarı saçlarını okşayarak ıslak yanaklarından öptü.

-Senem sen zaten çok güzel ve yetenekli bir kızsın, dedi. Bir parmağının olmaması senin için bugüne kadar bir sorun oluşturmadı ki. Arkadaşların bu duruma alışık olmadıkları için böyle davranıyorlar. Seni tanıdıkça ve seninle arkadaş oldukça onlarda bu durumun bir eksiklik olmadığını anlayacaklar ve seni çok sevecekler, buna bütün kalbimle inanıyorum. Bak, bugün sana okulun ilk günü için aldığımız bir hediye var onu vermek istiyorum, dedi.

                Senem’in hiçbir şey umurunda değildi. Ama yine de hediyenin ne olduğunu çok merak etmişti. Annesi siyah parlak bir kutunun içinden, üzerinde beyaz ve siyah kareler olan bir satranç takımı çıkardı. Senem o günün sonunda biraz olsun mutlu olmuştu. Satranç kutusu ve içindeki taşlar çok güzel görünüyordu. Annesi, Senem’e satrancın sadece el becerisi gerektirmediğini düşünerek oynanması gerektiğini söyledi. O akşam annesi ile satranç kutusunu açıp ilk oyunu birlikte oynadılar.

Ertesi sabah bir gün önce yaşadığı anlar aklına geldi. Okula gitmek istemiyordu. Ancak istemeyerek de olsa annesinin ısrarı ile yine dün geçmiş olduğu yoldan geçerek okula gitti. Yine bazı arkadaşları parmakları nedeni ile onunla dalga geçti.Ancak gün boyunca öğretmenin verdiği bütün çizim görevlerini güzel bir şekilde yerine getirdi. Bir parmağı yoktu ama bu ona engel olmuyordu, ısrarla ve inatla güzel yazmaya gayret ediyordu ve bunu da başarıyordu. Parmaklarından birinin olmaması öğretmeninin dikkatini çekmiyordu. Senem günler ilerledikçe yeni arkadaşlar edinmeye başladı ve her akşam annesi ile satranç oynamaya devam etti. Bazı arkadaşları hala onun bir parmağının eksik olması nedeni ile onunla alay etmeye devam ediyordu. Senem sınıftaki başarılarından dolayı arkadaşları tarafından kabul görmeye başlamıştı. Annesinin okulun ilk gününün sonunda söyledikleri aklına geldi. Artık arkadaşları ile etkinlikler yapıyordu ve bu onu yavaş yavaş mutlu etmeye başlıyordu. Okula istemeye istemeye gitmeyi de artık unutuyordu. Senem’in derslere olan ilgisi sorulara verdiği cevaplar öğretmeninin de zaman zaman dikkatini çekiyordu. Zeynep öğretmen,  serbest etkinliklerde öğrencilere satranç öğretmeye çalışıyordu. Senem de bu etkinliklere ilgi ile katılıyor, kendini gösteriyordu.  Öğretmeni bir gün “okul satranç turnuvası için katılmak isteyenler el kaldırsın” dediğinde, sınıftan içinde Metin’in de olduğu üç kişi Senem ile birlikte istekli olmuştu. Satranç turnuvası için her sınıftan bir kişi seçilecek daha sonra diğer sınıfların birincisi ile karşılaşma yapacaklardı. Metin ilk karşılaşmada Senem’le eşleşmiş ve arkadaşlarına:

-Senem’i kolayca yeneceğim göreceksiniz, demişti. Ertesi gün sınıfta satranç karşılaşmaları yapıldı. Senem önce Metin’i sonra diğer arkadaşlarını yenerek sınıfını temsil etmehakkını elde etti. Bir sonraki gün ise okulda yapılan karşılaşmalarda okulundaki bütün sınıf birincilerini yenerek okulunu satranç turnuvalarında temsil etme hakkı kazandı.  Bu durum sınıf arkadaşlarını ve öğretmenini çok mutlu etmişti.  Bir anda herkes Senem’in satrançta kendinden daha büyük çocukları bile nasıl yendiğini konuşuyordu. Akşam eve gidince annesi hemen Senem’e gününün nasıl geçtiğini sordu. Senem heyecanla annesine okuldaki başarısını anlattı. Annesi Senem’in yetenekleri ile her şeyin üstesinden geleceğini bildiği için çok mutlu olmuştu. Ertesi gün okul girişinde Senem’i okulun bütün öğretmenleri ile arkadaşları tebrik etti. Senem bu duruma çok sevinmişti. Öğretmen derse girince Senem’e övgü dolu sözler söyledi.  Senem’in birinci sınıfta olmasına rağmen il genelinde ilkokullar arası satranç yarışmasında okulu temsil edeceğini söyledi. Sanki sert bir kışın ardından sıcak bir bahar gelmişti, güneş parlıyor her yer yemyeşildi ve baharın neşesi her yere yayılmıştı.  Senem çok mutlu olmuştu. Artık arkadaşları Senem’le oyun oynamak için can atıyor hatta Senem diğer sınıflardan bile arkadaşlar ediniyordu.  Senem il genelinde yapılan satranç turnuvasında da derece yapmayı başarmıştı. Okulda ve çevrede herkes Senem’i konuşuyordu. Senem artık parmaklarının eksikliğini çoktan unutmuştu. Bütün arkadaşları onu çok seviyor ve herkes ondan “satrancın prensesi” olarak bahsediyordu.


Yorumlar